Vekilimi arıyorum!..

Taksim Meydanı düzenlemesi çerçevesinde Gezi Parkı’nda 5-10 ağacın sökülmesi ile başlayan çevre eylemleri, masum eylem olmaktan çıkarak şiddet gösterilerine dönüşmeye başladı.

Bir avuç çevrecinin eylemlerine yüz binlerin verdiği destek, oradaki kesilen veya sökülen ağaçlara karşı değil, polisin o çevrecilere karşı olan orantısız güç kullanılmasından dolayıdır.

Mayıs ayında günlerce ellerinde çevreci pankart taşıyan, çevreci sloganlar atılırken Haziran’da atılan sloganların, taşınan pankartların, asılan flamaların şeklide hızla değişmeye başladı.

Biran da yurdun dört bir yanına taşan Gezi Parkı eylemlerinde “Ağacıma dokunma” sloganlarının yerine “Hükümet istifa” sloganları atılmaya başladı. İlk başlarda polisin müdahalesine karşı karanfil veren, baklava ikram eden halk, daha sonraki günlerde özellikle de eylül eylemlerinde taş, sapan, şişe, molotofkokteyli atmaya, bazı binalara ve kamu araçlarına zarar vermeye, sokaklara barikatlar kurup ortalığa ateşe vermeye başladı. Gün geçtikçe eylemlerin sayısı artarken, eylemcilerin sayısı azalmaya ama şiddeti bir o kadar da artmaya başladı.

Dün kırmızı karanfillerle boyanan sokaklar, bugün yakılan ateşlerle,  patlayan havai fişeklerle kırmızı aydınlanmaya başladı. Havai fişekli eylemleri yıllardan beri kimlerin gerçekleştirdiği herkesin malumu!

Kurallar dahilinde her türlü eylem tüm halkımızın en demokratik hakkı, bu hakkı da Anayasamızdan almaktadırlar. Gezi Parkı eylemcileri orantısız güce maruz kalsa da istediklerini aldılar. Sökülen ağaçların yerine fazlası dikildi. Park güzelleştirildi. Topçu Kışlası Projesi de askıya alındı. AKM de onarılıp hizmete açılırsa eğer Taksim Meydanı’nda ciddi bir sorun kalmayacaktır.

OTDÜ’den geçecek yol projesi ile tekrar ateşlenen sokak eylemlerinde sloganlar, pankartlar ile eylemlere katılanların şekli, şemaili de değişmeye başladı. Yaşanan her türlü olumsuzluk karşısında sokağa dökülen gençler, bir gün ağaç, diğer gün eylemlerde polis şiddetine maruz kalarak ölen arkadaşlarını haklı olarak anmak veya savaşa karşı çıkmak için eylemler yapıyor.

Daha çok özgürlük, daha çok demokrasi amacıyla sokakları dolduran halkın en çok kullandığı iki slogan ise “Bu daha başlangıç!..” “Hükümet İstifa!”

“Bu daha başlangıç!..” sloganı ile neyi anlatmak, amaçlamak istiyorlar tam olarak anlaşılır değil.

“Hükümet İstifa!” sloganı ise; altı doldurulmamış boş bir söz.

Zaten altı ay sonra demokrasinin gereği halkın önüne sandık koyulacakken, hükümeti istifaya davet etmek ne kadar demokratik olur? Ortadoğu’da savaşa ramak kala onca süper gücün biranda geri adım atmasının nedeni, savaş sonrası siyasi bir iradenin oluşturulamayacak olmasındandır. Bu nedenle yapılacak savaş Suriye’ye demokrasi ve barış getirmeyeceği gibi boş yere daha çok kan akıtılmasına neden olacaktır.

Türkiye’de de hükümeti istifaya davet etmekte işte böyle bir şeydir. Altı ay sonra seçim varken, seçime hazırlanmak yerine hükümeti istifaya zorlamak demokrasi adına ne kazandıracağı muallaktır. Hükümetin istifa etmesiyle sonrasında tüm halkı kucaklayacak,  demokratik, muktedir bir hükümet kurmak mümkün olmadığına göre istifa ne yarar sağlayacaktır.

Hükümet istifa ettiğinde hemen yeni bir seçim kararı alınsa dahi bu seçimin yasal süre ve hava şartları açısından mart ayından önce de yapılması mümkün değildir. Velev ki yarın sandık halkın önüne konsa bile çıkacak sonuç, anketlerle ortadadır.

Bu nedenle daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük istemek için sokaklara dökülen halkın attığı slogan yanlıştır. Daha somut ve gerçekçi sloganlar atılmalıdır ve bu eylemler de polis ve eylemciler şiddete neden olacak gerginliklerden kaçınmalıdır. Seslerini Meclise taşımak, Meclis’te daha çok fikrin, ideolojinin temsil edilebilmesini sağlamak için “Hükümet istifa!” talebi yerine “Seçim Barajı kaldırılmalı, indirilmeli!” talebi dillendirilmeli bu ve buna benzer sloganlar atılmalıdır.

İstanbul başta olmak üzere birçok şehrin meydanlarında toplanan, sokaklara dökülen yüz binlerin oluşturduğu gücü amacına ulaştırmak için siyasi bir irade gereklidir. Bu gücün örgütlenmeden, verimli bir şekilde devrilmesi, Meclis’e, iktidara taşınması olası değildir.

Herkesin hatırlayacağı gibi Taksim Gezi Parkı eylemleri başladığında tüm siyasi partiler sırayla Taksim Meydanı’na gelerek açıklamalar yaparak, eyleme destek vermişlerdi. Ancak olaylar farklı bir boyuta taşınmaya çalışıldığını gören önce MHP, ardından CHP ve sonrasında BDP bu desteğini çekmiştir. Bazı CHP’li milletvekillerinin bu eylemlere katılması ve desteğini sürdürmesi de parti teşkilatı tarafından kişisel hak olarak katıldıklarını, partiyi bağlamadığını telaffuz edilmiştir.

Halkın oyları ile demokratik olarak sandıktan çıkan Ak Parti Hükümeti’ni devirmenin tek yolu yine sandıkta olmalıdır. Bunun için Ak Parti’yi Mart’ta önlerine konulacak sandığa gömmek isteyen her siyasi partili veya partisiz halk, meydanlara, sokaklara dökülüp polisle çatışarak zaman harcayacağına kapılara dökülmeli ev ev gezerek, platformlar, mitingler düzenleyerek isteklerini, haklılıklarını, AK Parti Hükümeti’nin neden biran önce devrilmesi gerektiğini samimi bir şekilde anlatmalıdır. Bunun için gece gündüz demeden, yoğun bir şekilde çalışmalıdır.  Çalışmadan kazanmanın mümkün olmayacağı unutulmamalıdır.

Gelişmeleri Çine’den bakış açısıyla şöyle bir değerlendirelim:

Meclis her yıl 1 Temmuz – 30 Eylül tarihleri arasında tam üç ay tatile girer. Bu tatil sadece Milletvekilleri gitsinler, denize girsinler, eğlensinler, kendi özel işlerini takip etsinler diye değildir.

Bu tatilin bu kadar uzun tutulmasının asıl amacı; milletvekilleri seçim bölgelerine gitsinler, bir yıl boyunca ilçe ilçe, köy köy, ev ev dolaşıp Meclisteki çalışmaları, olumlu ve olumsuz gelişmeleri vekili oldukları halka anlatsınlar, bir sonraki çalışma yılı için vatandaşın Ankara’dan taleplerini, isteklerini, sorunlarını dinleyebilsinler diyedir.

Aydın’da bir MHP, Üç CHP ve üç AK Parti’li vekil seçip Ankara’ya yolladık.

Bugün ülkenin sokakları karışmış, ülke savaşın eşiğine gelmiş, ekonomi darboğazdan geçiyor, kısacası zor günlerden geçiyoruz. Halk neye karar vereceği, nasıl bir çıkış yolu bulacağı konusunda kafası karışmıştır. Halk bu gelişmeleri gazete ve televizyonlardan takip etmek istemiyor. Oy verdiği milletvekillerinden dinlemek, dinledikten sonrada onlara sorular sormak istiyor.

Peki bizim vekillerimiz nerede?

Zaten iktidarda olan Ak Parti’nin üç milletvekili tatil süresince her biri en az 2 – 3 kere Çine’ye, Karpuzlu’ya Akçaova’ya gelerek, ve hatta Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu bile Çine’de STK’lara ziyaret edip, Danışma Meclisi toplantılarına katılmışken, vatandaşlarla buluşup gelişmeleri kendilerince ama doğru ama yanlış anlatırken, halkın sorunlarını dinlerken; daha çok çalışması gereken MHP’li, CHP’li milletvekillerimiz nerededir?

VEKİLİMİ ARIYORUM!..

MHP’li bir vekilimiz var ve tüm Aydın’a yetişemediği için Çine’ye gelememiş olabilir.

CHP’li üç milletvekilimizden biri genel başkan yardımcısı olduğu için Ankara’nın siyasi trafiğinin yoğunluğundan kendi seçmenine ulaşma konusunda sıkıntı çekiyor olabilir. Zaten atamayla, kontenjandan gelen Prof. Dr., belki de tıp alanındaki konferanslara katılmaktan yeterli zaman bulamamış, önseçim sınavından geçmediği için halkla kaynaşmakta güçlük çekiyor  veya Aydın’ın diğer büyük ilçelerini geziyor olabilir.

Peki ya diğer CHP’li milletvekilimiz nerelerdedir, ne yapmaktadır? Çineli olmasına rağmen neden köy köy, ev ev dolaşıp halkıyla buluşulmamaktadır. Neden köy ve mahalle kahvehanelerinde toplantılar düzenlememektedir?

İşte bunu anlamak çok zor? Ankara’da bir yerlerine yırtarak mücadele veren Genel Başkan’ın estirdiği siyaset rüzgarında olgunlaşan havada “Armut piş, ağzıma düş” anlayışı ile milletvekilliği yapılırsa, iktidara ulaşmak mümkün olmayacaktır. Genel Merkez, Genel Başkan kadar milletvekilleri de kendi seçim bölgelerinde bir yerlerini yırtarcasına çalışmalı, dişleriyle, tırnaklarıyla kazıyarak partisini iktidara taşımalıdır.

Çine yöresinde çok itibar gören bir özdeyişle bitirmek istiyorum:

“Nazar etme n’olur, çalış seninde olur!”


YORUM EKLE
YORUMLAR
salih turnalıoğlu
salih turnalıoğlu - 7 yıl Önce

zaten gerek osman aydin ve gerekse ali uzunirmak seçildikleri sürece çok antipati topladilar.zaten
ali uzunirmak olmasa mhp oyu aydında daha çok artar osman aydin vekillğin hakkini verebilseydi
önümüzdeki seçimlerde akp ancak bir vekil anca çikarirdi.bu iki vekil hem seçmenden uzak, hem topladiklari antipati ile akp nin ekmeğine yağ sürdüler.onlar sadece etiket ve bol sifirli vekil maaşina aşina oldular.ne yapalim aydinin kaderi eskidende böyleydi.

banner130