Çine Ak Partililere seçim dopingi!

Parti Genel Başkan Yardımcısı Çine’de yüzlerce partiliye ve DP’lilere seslendi, gönüllere hitap etti.

Çine Danışma Meclisi Toplantısı’na katılan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu partilileri coşturdu, kalplere hitap ederek duygulu anlar yaşattı. Yaklaşık bir buçuk saat aralıksız konuşan Süleyman Soylu, konuşmasının büyük bir kısmını yüksek sesle salonu inleterek sürdürdü, özellikle Menderes’i anlatırken zaman zaman kendinden geçen Soylu, salonda bulunan özellikle gençlerin gözlerini yaşarttı. DP’liler tarafından da sık sık alkışlanan Soylu’nun konuşmalarında birlik ve beraberlik vurgusu yapıldı.

HER ZAMAN EMRİNİZDEYİM

Türk tarihinin geçmişini ve tarihe damgasına vuran devlet adamlarından, komutanlardan, düşünürlerden, yazar ve şairlerden sık sık kısa örnekler vererek konuşan Süleyman Soylu, konuşmasının büyük bir kısmını demokrasi şehidi Adnan Menderes’e, Turgut Özal’a ve Recep Tayyip Erdoğan’a ayırdı. Türkiye’nin Ak Parti öncesi ve sonrasında yaşanan sosyal, ekonomik ve kültürel dönüşümleri ile yurtdışı politikalarına değinen Soylu, 2014 Mahalli İdareler Seçimlerinin Türkiye’nin geleceği için ne kadar önemli olduğunun altını çizerek, birlik, beraberlik içerisinde çok çalışarak seçimlerin mutlaka kazanılması gerektiği vurgusu yaptı. ‘Her zaman emrinizdeyim’ mesajı verdi.

Sık sık ileri demokrasi ve özgürlüklerden söz eden Soylu şunları söyledi:

ÇİNE’DE BİR HAYAL NOKTASINDAYIM BUGÜN

“Hani insanların hayalleri vardır ya çocuklukta, bazen ilkokul sırasında otururken o hayallere dalar, bazen bir minibüs koltuğunda giderken onca insanın arasında, yok mudur hayal kuranlar veya soğuk çok soğukta o üşümüş ellerini cebine soktuğunda beklide o soğuğun zihnini hiç kimsenin çalıştırmayacağını düşünürken hayallere dalar. Belki bazen çok karanlıklarda bazen de yalnızlıkta. O kadar güzel bir toprakta oturuyorsunuz ki; bereketiyle, bolluğuyla, mücadelesiyle… Gün gelmiş bu ülkede, bu ülkeye birileri sahip olmaya çalışırken namusumuza, ırzımıza tasavvuf ettiklerinde hiçbir an çekinmeden her türlü mücadele edebildikleri sanki bir büyük anlayışı, bir büyük ruhu, bir büyük inancı bu ülkenin her tarafına yaymaya çalışır bir şekilde milli mücadele haykırışını, buradan bu topraklardan bütün Türkiye’ye ama günü geldiğinde bütün ülkeye güç verecek şekilde yansıtan bir hayal noktasındayım ben bugün.

Sadece o mu? Birçok defa hakkaniyet altında bu milletin kendi değerli alanında bu milletin geleceğe ait değerleri alanında evet biz de üretebiliriz. Biz kendi inancımızla, kendi değerlerimizle, kasketimizle, şalvarımızla, anamızın atamızın elini öpmekle, mezara giden dua eden insan olmakla, inancımızla, al bayrağımızla, hayır siz kimsiniz, siz necisiniz, siz ne oluyorsunuz diye her seferinde ayağa kalkan bu millete terakkiperver fıkrasında ayağa kalkan bu millete, serbest fıkrada ayağa kalkan bu millete her zaman ve her zaman bu milleti aşağılayan, bu milleti acı gören, bu milleti tahkim eden, bu milleti tezim eden bütün anlayışları ortaya koyanlara ‘yeter söz milletindir’ diye rahmetli Menderes’e sahip çıkan ve demokrasi sadece bu topraklarda ve bu toprak dışında hakkaniyet adına  bu hayali düşündüm geldim.

Sadece bu mu? Ülke kalkınma isteği zaman, ülke bereket, bolluk istediği zaman, ülke bir şekilde acaba birileri ama birileri bu toprakta fedakarlık gösterir mi diye beklediği zaman o fedakarlığı gösteren ve o fedakarlık istendiğinde o fedakarlıktan kaçınmayan memleketimizin başka yerlerinde kalkınma, memleketimizin başka yerlerinde gelişme olduğunda konu kıskanmayan, onu kendisi için yok saymayan, onu da bir bütün olarak bütün içerisinde gördüğü için bir büyük anlayışın öncüsü olduğum için bu hayali yaşamaya çalışıyorum.

 

YESİNLER SİZİN KIRMIZI ÇİZGİLERİNİZİ!

Güçlü Türkiye’nin, büyük Türkiye’nin, modern Türkiye’nin, demokrat Türkiye’nin ve ayakları üzerinde duran bir Türkiye’nin sesini söylediği zaman, Dünya’nın her yerinden duyan ‘acaba Türkiye ne diyor’ diye baktığında yalnızlaşmış Türkiye dış politikasında, hadi gidelim bakalım Orta Doğudaki Araplara, liderlerine hadi gidelim bakalım Suriye’deki katliamı mı savunacaklar?

Yoksa ona cesur bir şekilde bunu yapamazsın diye haykıran, hakkaniyete haykıran Tayyip Erdoğan’ımı sevgilerini haykıracaklar? Neye haykıracaklar? Türkiye’yi büyük Türkiye’yi anlatmaya çalışacaklar.

Hadi gidelim bakalım Avrupa’ya, Avrupa insanları hepsi aklını peynir ekmekle mi yemiş, orada kimyasal silah olana kadar ölüme ölüm yok öylemi? Yüz binin üzerinde insanı katledeceksiniz, öldüreceksiniz, onları ölü saymayacaksınız, neyi sayacaksınız?

Kimyasal silah, kırmızı çizgiler, yesinler sizin kırmızı çizgilerinizi yesinler. Yıllardan beri bu Birleşmiş Milletlerin, konseyin artık Dünya’yı yönetmekten Filistin’de ne yaptılar? Hollandalı askerler geriye çekildiler böyle, insanları sıraladılar oradaki bizim kardeşlerimizi, yıllarca koyun koyuna yaşadığımız insanları kırdılar geçirdiler. 8 bin üzerinde insanları katlettiler, ama hala akılları başlarına gelmedi! Utanmıyorlar? Oradaki mesele ancak kimyasal silahtan sonra bir şekilde sahip çıkıyorlar. Türkiye yalnız değil halk adına Dünyanın vicdani çoğunluğu ile alakalı, ahlaksız bir çoğunluktan ziyade, vicdani bir çoğunluk la beraber olan Türkiye’nin dış politikası vardır. İlkeli, çıkarcı değil, ahlaklı, tutarsız değil, tutarlı bir dış politika ortaya koymaktadır.

ZAMANA SÖZÜNÜ GEÇİREN BİR TÜRKİYE

 Kilonuz oldukça daha fazla hacim kaplarsınız. Hacim kapladıkça etrafınızdakilerde sizlerden rahatsızlık duyarlar, varsın duysunlar. Biz büyüyeceğiz ama kimsenin aleyhinde büyümeyeceğiz, herkesi kucaklayarak büyüyeceğiz, biz büyüdükçe kimseyi rahatsız etmeyeceğiz tam dersi herkese hakkaniyetle gelmesini, demokrasi gelmesini isteyeceğiz.

Biz siyaset, makam için yapmıyoruz, sen istediğin kadar yap. Cenab-ı Allah sana öyle bir şeyi nasip etmez. Biz iyilikleri anlatmak, kötülüklerden sakındırmak için hayatımızın sonuna kadar bu coğrafyanın bütün ideallerini bütün Dünya’ya anlatmakla mükellefiz biz onun için Avrupa Birliği’nde olmak istiyoruz. Onun için Dünya’nın her tarafında eşit olmak için istiyoruz. Hakkaniyeti, doğruyu, çizgiyi bugün Allah boşluğu çeken, mana boşluğu çeken, niçin yaşadığını bilmeyen diğer kullarına Dünya’nın diğer kullarına yaşamın gerçek gayesini anlatmak istiyoruz. Ne olduğumuzu biliyoruz, nasıl bir çizgide gittiğimizi biliyoruz, annesine, babasına hürmet eden bir nesil yetiştirebilmek için.

Kutadgu Bilig’ten bir taraftan Bilge Kaan Yazıtlarına kadar Dünya’nın öteki ucuna ulaşan bir Türkiye tablosundan bahsediyoruz biz. Artık Dünya’nın her yerinde kendi çizgisini yazan Bir Türkiye oldu. Kendi imzasını atan bir Türkiye, zamanın sözünü geçirdiği bir Türkiye değil, zamana sözünü duyuran ve zamana sözünü geçiren bir Türkiye öyle bir Türkiye oldu.

CUMHURBAŞKANIMIZI KENDİMİZ SEÇECEĞİZ

Çok önemli bir döneme giriyoruz. Çok zor bir döneme giriyoruz hem de çok zor. Bir taraftan zorluğu var, bir taraftan kolayı var. Zorluk şuradan, biz bir aileyiz bunu sizlerle paylaşmak zorundayım.

Bu coğrafyada hiç halk kendi Cumhurbaşkanını seçmedi. Hep dolaylı yollardan seçildi, meclis vasıtasıyla seçildi. Her Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu ülkede bir problem oldu. Sayın Cumhur Başkanımız Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce yaşana olayları hep beraber biliyoruz. İlk kez artık bundan sonra halk kendi iradesiyle beraber Cumhurbaşkanını seçecektir. Selçuklu’da da , Osmanlı’da da böyle oldu.

Bundan sonra Cumhurbaşkanı seçiminin bir devir teslim seçimi olduğunu bilmenizi isterim. Bu halk iktidarı ve idareyi tam anlamıyla eline alabileceği bir devir teslim seçimidir. Devletinin Başkanı’nın, Devletin Reisi’nin halkın iradesiyle seçilebileceği bir Cumhurbaşkanı seçimine gidiyoruz. Ondan önce bir yerel seçim var.

SEÇİMLERİ İYİ BİLEN BİR KARDEŞİNİZİM

Ben sizin bir kardeşinizim ama bu seçim işlerini iyi bilen bir kardeşinizim. Çocukluğumdan beri ilk seçimimi 1982 yılında Anayasa Referandumu’nda 12 yaşındayken yaşadım. Herkes beyaz pusulayı o ince zarfın içine koyarken, doğal olarak biz mavi bir pusulayı sandığın içerisine koyduk. İlk itirazımız, ilk Türkiye’yi o istedikleri gibi yönetmeye çalışan, ihtiraslı bir Cumhuriyet oluşturmaya çalışanlara ilk itirazımızı 12 yaşımda orda sandıkta gördük.

1984 Seçiminde bir tanıdığımın dayısı bizim Doğru Yol Partisi’nin adayıydı ve o seçiminde seçim çalışmalarına yardım ettik. Arka arkaya yıllarca tüm seçimlerde seçim çalışmalına yardımcı olduk. 20 yaşımda seçim kampanyasını yürüttüm. 1995 yıllarında İlçe Başkanıydım, nerelerden geçtik. Seçimlerin hangi izler taşıdığını, neler yaşandığını iyi bilen bir kardeşinizim.

1999 seçimlerinde kazanamayacağımı bilmeme rağmen sadece parti disiplini adına İstanbul’da belediye başkanlığına aday oldum ve İstanbul’da partimizin almış olduğu oylarla bir kampanya yürüttük.

GEÇMİŞ TARİHİMİZDE 4 ÖNEMLİ SEÇİM OLDU

Cumhuriyet tarihinde, demokrasi tarihinde 4 önemli seçim var. Bunlardan bir tanesi rahmetli Menderes’in iktidara geldiği 14 Mayıs 1950’dir. büyük bir seçim, bir dönüşüm seçimdir. İki türlü seçim vardır birisi normal seçim, ikincisi dönüşüm seçimidir. Bu bir dönüşüm seçimidir.

İkinci seçim 1983 Kenan Evren’in ‘bu adama oy vermeyeceksiniz’ demelerine rağmen rahmetli Özal’ın kazandığı seçimdir. O da bugünün alt yapısını oluşturmuştur.

Üçüncü seçim 3 Kasım 2002 dönüşümü açısından da, sürdürülebilirliği açısından da büyük bir seçimdir.

Dördüncü seçim 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum. O da bu milletin bu ülkenin ‘artık biz varız’ dediği davanın en önemli timsalidir, en önemli örneğidir.

2014 YEREL SEÇİMLERİ ÇOK ÖNEMLİ

Bu dört seçimi bir tarafa bırakıyorum. Önümüzdeki yerel seçimler bu dört seçimden çok daha önemli ve Türkiye’nin bütün seçimlerinden çok daha önemlidir. Büyük bir olay gerçekleştirdiniz bu olayı tamama erdirmek görevimizdir. Ben de 10 yıldır dışında kaldığım bu büyük mücadelenin bir tarafına bir damlasına bir katkı koyabilir miyim diye, büyük bir mücadeleyi, büyük bir anlayışı sizinle beraber sergilemeye çalışıyorum.

HER PARTİLİNİN KAPISINI MUTLAKA ÇALIN, ANLATIN

Bizim en önemli süreçlerimizden bir tanesi birlik ve beraberliktir. Çine’yle ilgili herhangi bir tereddüdüm yoktur. Bugün Çine Salonlarını, gezdiğim Sivil Toplum Örgütlerini gördüm. Hepimizin, hepinizin heyecanını gördüm. Çalışacağız, gayret göstereceğiz, mücadele edeceğiz, herkese tek tek gideceğiz. Herkesin kapısını çalacağız. Siyasetin altın kuralı gitmediğin yer senin değildir, çalmadığın kapıyla yakın durman mümkün değildir ve her noktaya gideceğiz. Mümkün olduğunca herkese uzanacağız. Cumhuriyet Halk Partilisine de, Milliyetçi Halk Partilisine de, Demokrat Partilisi’ne de, ANAP’lısına da herkese gideceğiz. Diyeceğiz ki bu Türkiye’nin Ak Partinin sadece bir seçimi değildir, bu Türkiye’nin seçimidir. Bu gelecek neslimizin seçimidir. Buna bir tuğlada sen koymak zorundasın, ne olursun diye davet edeceğiz, davette bulunacağız.

BEN DEĞİL, BİZ DİYEREK ÇALIŞACAĞIZ

Sandıkta içimizden gelen bütün güzellikleri akıtmaya çalışacağız. Bunu nefsimizi bir tarafa bırakarak, ‘ben değil, biz’ diyerek, ‘sadece ben diyerek değil, hepimiz diyerek’ önümüzdeki yerel seçimleri Cumhuriyetin en önemli seçimi olarak bir büyük mücadeleyi ortaya koymak bizim sorumluluğumuzdur.  Bizim geleceğe, bizim gençlerimize, bizim Türkiye’yi  diz çökertmeye karşı mücadele edecek, gelecek neslimize karşı en önemli sorumluluğumuzdur. Bunu hep birlikte ortaya koymalıyız.

Çine’yi, Koçarlı’yı, Nazilli’yi, Sultanhisar’ı, Söke’yi, Kuşadası’nı, Aydın’ın her tarafını kucaklayabilecek bir anlayışı ortaya koyan kimi görürseniz dava arkadaşlarınızla hemen koluna girin. Artık Türkiye yarınlara ait en büyük adımları atacaktır ve yepyeni bir Türkiye size söyleyeyim. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ertesi günü bütün Dünyanın selam durduğu yepyeni bir Türkiye olacak. Yeter ki sizler ‘hep beraberiz’ diyen anlayışın içinde olalım.

AK PARTİ BİZİM EVİMİZ, MENDERES’İN EVİ

Bir yıl önce Ak Parti’ye girdiğim gün, 5 Eylül tarihinde bir konuşma yapmıştım. “Nereye geldim, evimize geldim. Burası milletin evi, burası bizim evimiz.” O zaman çıktı birileri dedik ki eski genel başkanlığını, ilçe başkanlığını, il başkanlığını yaptığın parti senin evin değil miydi? Evet Menderes’in eviydi, öyle sahip çıktık biz.

Onun duyarlılığıyla, onun anlayışıyla sahip çıktık biz. Ama onu başka bir tarafa almaya çalıştılar. Bugün orada o konuşmayı yaparken Menderes’in, bütün hayallerini, bütün ideallerini gerçekleştirmek olan evinin, bütün milletin evi olduğunu, Menderes’in evi olduğunu, onun gibi düşünenlerin de evi olduğunu bilerek o konuşmayı yapmıştım. Şimdi bir yıldır bu evi iyi tanıdım. Bu evin aşıyla, kokusuyla, dokunuşuyla, eşiğiyle bu ev bizim evimiz, bu ev milletimin evidir.

YAT YAT, KALK KALK HER ZAMAN EMRİNİZDEYİM

İnşallah burada çok çalışacağız, çok gayret göstereceğiz, ben sizin emrinizdeyim, İl Başkanım, İlçe Başkanım, Milletvekillerim, Belediye Başkanlarım, ben hepinizin emrindeyim. Bana yat yat, kalk kalk! Hepinizin ne için mücadele ettiğini ben biliyorum. Bu büyük mücadeleye hep beraber bir damla dahi olsun katkıda bulunacağız. Aydın’ı Allah nasip edecek ömrümüz vefa ederse, ömrümüz bunu bize bağışlarsa bir şekilde daha da fazla geleceğiz. Sık sık geleceğiz. Kazamız mübarek olsun, Allah yardımcımız olsun diyorum.”


Güncelleme Tarihi: 15 Eylül 2013, 18:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner130