04 Eylül 2010 Cumartesi Saat 23:41
SAYAÇ
Aktif     : 6
Bugün   : 217
Toplam : 139129
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
DAĞARCIK
dagarcik09@hotmail.com
Sözün Bittiği Yer
08 Temmuz 2010 Perşembe Saat 11:08

Genelkurmay Başkanımız Orgeneral İlker Başbuğ’un, bir Türk Generaline yakışan vakarlı ve asaletli, duygusallıkla söyledikleri, sonuçta hiç de boş sözler değildi. Konuşurken duygulandı, onunla birlikte bizde duygulandık. Zaman zaman gözlerimiz onunla birlikte yaşardı. Bilhassa “Kürt kızı” olan kardelen Elif öğretmen ile ilgili konuşurken ağlamamak mümkün müydü?

Bu konuşmadan sonra “intikam” yazılı Apo posterli pankartlar altında ettikleri yeminleri unutarak cenaze törenlerine katılanlar, ağızlarından salyalar akarak Türklük abidesini temsil eden paşaya saldırdılar. Gösterilen müthiş sabrın çatlamaya başladığı sırada söylenen “Sözün bittiği yerde” sözü aslında pek çok şey anlatıyordu. Artık çeşitli seçenekleri bir tarafa bırakarak, Türk Devletini ve milletini tehdit eden bölücü terörün köklerini, neredelerse ve kimlerse, orada kazımak için harekete geçileceğinin işareti idi... Başbuğ iki ay sonra, filli görevi bırakacak ama “bayrağı” yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve erkânı alacak... Onlarda bayrağı ihanet tepelerinin, karargâhlarının üzerine mutlaka dikeceklerdir. Eğer söz konusu milletin ve devletin varoluşu ise başka seçenek  de yoktur!
            Mecliste yaşananlar, BDP’lilerin küstahça, terbiyesizce, Türk Ordusunun başına, meydan okumaları işin ciddiyetinin ne kadar arttığının bir delilidir.
            Genç Türkiye, halkın çoğunluğunun ve mürtecilerin direnişine rağmen, Mustafa Kemal’in Ordusu ve arkadaşları tarafından kuruldu ve kolay da olmadı. Şimdi, meşreplere göre yorumlanan bir “Demokrasi” adına, yıkılmasına asla müsaade edilemez. Bu konuda ilk ve son savunma hattı Türk Ordusudur. Eğer PKK temsilcilerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tutmak ve ihanetlerine orada devam etmelerine müsaade etmek, “demokrasi” gereği ise biz böyle demokrasiyi istemiyoruz. Bu adamlar, kadınlar, ettikleri yemine rağmen hâlâ ve hatta TBMM kürsülerinden Türkiye’nin bütünlüğüne ihanet, Türk Ordusuna hakaret edebiliyorlarsa, bu, ne gaflettir! Yapılan küfür ve hakaretlere katlanmak da ne büyük acizliktir?...    
           
Aslında söz, Erdoğan’ın “açılımıyla” çoktan bitmişti. Habur’da bitmişti!  Ne var ki,  “açılım”  teröre yeni “açılmak” ivmesi verdi. Rakamlarla sabit... Eğer Başbakan, bu “açılımında” hâlâ ısrar ederse, bundan sonra olacakların “yan gelip yatan” şehitlerin hesabı, ondan muhakkak sorulacaktır...
            Şu sırada, yeni iddianame ile şerefli Türk Kuvvet Komutanlarının en ağır cezalarla yargılanmaları, “Cumhuriyet” değil “2. Cumhuriyet” Savcıları tarafından isteniyor! Eğer bu “Ergenekon kapsamında” süreç böyle devam ederse, yakında Başbuğ, hatta eski Cumhurbaşkanları Demirel,  Sezer de tutuklanabilir ve yargılanabilirler! Hatta ölmüş olanlar da. Mustafa Muğlalı Paşayı da “post modern” yargılıyor ve mahkûm da ediyorlar ya!
            Bu devleti savunmaya, korumaya ant içmiş, bu uğurda savaşmış devlet adamlarının komutanların ve aynı uğurda savaşım vermiş gazetecilerin şimdi bu devleti yıkmaya çalışanlar tarafından suçlanmaları akıllara zarar! “Yargıya saygı” adına duruşmaların sonunu beklemek ilke olarak, tamam da, sabrın da bir sonu “zaman aşımı” olmalı! Geciken adalet yüzünden hayatlar, aile ve meslek hayatları kaydı ve daha da kayacak gibi! 

Eski Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’in sözlerine kulak vermek gerek. Üç hassas konu hakkında yeniden uyardı: “Birincisi, gelin halkı bölmeyin. İkincisi, bu çeşit hadiseleri hoş görmeyin, cesaret vermeyin. Üçüncüsü, devletin görev yapan kurumlarını görev yapamaz hale getirmeyin.” Diyerek...
            Diyarbakır’da Şeyh Sait’i anma töreni düzenlenmesi, Güneydoğu’da BDP kökenli bazı belediyelerin yöresel özerklikten söz etmeye başlaması ve Kırmızı Kitap da denilen “Milli Güvenlik ve Siyaset Belgesi” nde iç tehdit unsurlarının tanımına ilişkin değişiklik çalışması yapıldığının ortaya çıkmasına yönelik gelişmelerin anımsatılması üzerine Demirel, “Devlet zaafa uğramıştır. Diyarbakır’da meydana gelen olayın, devlete karşı isyan etmiş, o gün için o isyan bastırılmış ve isyan ettiği için de asılmış bir kişinin kahraman olarak sokaklarda teşhir edilmesi, daha sonra da özerklik vs. gibi lafların edildiği birtakım toplantıların yapılmış olması, benim ifade etmek istediğim şeylerdi. Zaafa uğramıştır devlet ve bu devlete karşı olan saygıyı da azaltmıştır. Türkiye’nin birliğine sadakatle bağlı olan insanların, herhalde Diyarbakır’da olanlardan memnun olduğunu kimse söyleyemez. Bunların yeni iç kanamalar, yeni iç üzüntüler, yeni hırçınlıklar meydana getirmesinden endişe ederim. Yani bir telaş uyandırmaması mümkün değildir” diye eklemiş…
            Sözün bittiği yerdeyiz, ama mücadele, ihanet ve gaflet bitene, TC düşmanlarının kökleri kazınana kadar bitmeyecek... Ama bizi biraz yoracak…

Bu yazı toplam 232 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Halil KÖKEN
PAKİSTAN