Her halk yaşadığı bölgenin koşullarına bağlı olarak yerel
bir kültür geliştirir. Kültür insanın doğaya karşı verdiği savaşımın bir
sonucudur. Doğayla savaşan insan öncelikle doğayı anlamaya yönelir. Bu yöneliş
insanın bilgi sahibi olması sonucunu doğurur. Doğanın bilgisine sahip olan
insan önce gereksinimleri doğrultusunda doğayı değiştirir, yeniden
biçimlendirir. Bu süreçte bilgisi ve yeteneği artan insan soyutlama yetisini de
kullanarak tasarlanmış ürünler ortaya koymaya başlar. Gözlemleyerek, deneyerek
ulaştığı bilgilerden yeni bilgiler üreterek bilimi, bilimsel bilgiyi nesnelere
uygulayarak teknolojiyi, düşünme yeteneğine bilincini ve duygusal yanını
katarak sanatı geliştirir.
Bir halkın ürettiği kültürün evrensele ulaşmasının temel
koşulu, ürettiği değerlerin tüm insanlığa yönelik olmasıdır. Ne yazık ki Türk
kültürü belli bir coğrafyanın yada belli bir dili konuşan toplulukların
ötesinde etki olanı bulamamıştır.
Tükler Atatürk Türkiye’sine gelene değin doğayla savaşım
yerine, başka halklarla savaşmayı yeğlemişlerdir. Bu nedenle kültürlüğü
yerelliğin ötesine gidememiştir.
İslam’ı üç yüz yıl kadar süren sancılı bir süreçten sonra
kabul eden Türkler, İran üzerinden Ortadoğu’ya ve Anadolu’ya yöneldiler. Tarih
öncesi çağlardan beri uygarlıkların kök attığı, filizlendiği bu topraklarda
devletler kurdular. Mısır’da Memluklu Devleti, İran’da Selçuklu Devleti,
Anadolu’da ise Osmanlı Devleti kuruldu. Orta Asya bozkırlarının olumsuz
koşullarının aksine, bu toprakların sağladığı koşullar bir uygarlığın en üst
noktaya kadar gelişmesi için uygundur.
Bu topraklarda tarihin en önemli uygarlıkları gelişmiştir.
Selçuklu Devleti Türklerin kurduğu ve yönettiği bir devlettir. Ancak tam
anlamıyla bir Türk devleti olarak nitelenemez. Bürokrasi hemen hemen tümüyle
İranlılardan oluşur. Devletin resmi dili de Farsçadır. Genel anlamda Türk kültüründen
çok Fars kültüründen söz edilebilir. Ardlarından gelen Anadolu Selçukluları da
benzer bir karakter gösterirler. Anadolu Selçukluları mimaride özel bir
yetkinliğe ulaşmışlardır. Bu alanda Bizans ve İran etkilerinden söz edilse de
özgün bir mimari üsluba ulaşmışlardır. Yaptıkları kervan saray, medrese,
şifahane gibi yapılar olağanüstü güzellikte ve özgünlüktedir.
Beylikler döneminin ardından kurulan Osmanlı Devleti
Selçukluların aksine, daha belirgin biçimde Türk özellikler taşır. Dilleri,
yaşam anlayışlarıyla Türklükleri belirgindir. Ancak İstanbul’un fethinden
sonraki süreçte, belirgin bir biçimde Türklüğü yadsımışlardır. İmparatorluk
olmanın getirdiği çok uluslu yapı bu yozlaşımın temel nedenidir.
Osmanlı İmparatorluğu yönetsel, ekonomik ve askeri alanlarda
çok büyük bir güçtür. Ama özgün bir Osmanlı kültüründen söz etmek neredeyse
olanaksızdır. Onlarda Selçuklular gibi sadece mimaride özgünlüğe ulaşmıştır. Başkaca
sanatlarda ve bilimde oldukça geridirler.
Müzik alanında tek sesliliği aşamamışlar, resimde minyatür
sanatının iki boyutluluğunu geçememişler, ancak son dönemlerde Osman Hamdi Bey,
Şeker Ahmet Paşa gibi ressamlar ortaya çıkabilmiştir. Onların ortaya çıkması da
batı eğitiminin bir sonucudur. Yazın alanında Batı ve Rusya’da klasik dönem tüm
görkemiyle yaşanırken, Osmanlı yazını cılız çıkışların ötesinde bir varlık
gösterememiştir.
Osmanlının yetkin göründüğü hat sanatı, ebru, ağaç işçiliği
gibi alanlar da evrensel nitelikler taşımazlar.
Sanatta durum buyken, bilim alanındaki durum daha fecidir.
Yetişen bilim insanının sayısının azlığının yanında, bunların gelişen Dünya
bilimine hemen hemen hiç katkıları yoktur. Devam edecek
Türklerin evrensel kültüre katkısı -2- metod rumuzu ile yapan arkadaş
bu yazının alıntı olup olmadığını çineye gittiğimde arkadaşım ALİ ŞANİN LE Konuşaçağım alıntı olup olmadığını ama Kendisi Mataryalist düşüncede olan bir arkadaşımızdır
09 Nisan 2010 Cuma Saat 10:15
yazi
yazi guzel yazinin alindi olmasi deyil guzeligi onemli ama gocebeli turkler 20ci yuzyil kendini azirlayamadigi gibi teknolisi gibi kavramin patisah anlasina ders gormesi ekonemisini azinlik la olan kesime arcamistir buyuk bir imbaratorsun dusunun enbuyuk kaybi siyah yag yani petrol bunugec karamis kulturel anlayisi var evet farsca konusma bizi dil uzerinde cok dil engel diyildin beki bize halk cok yonlu dil vardin veya azir deyildik belki yukarida olanlar berak etmesimisten kaynaklaniyor
12 Mart 2010 Cuma Saat 15:14
Metod
Ben daha önceki yazıya da yorum yapmıştım. Öncelikle bu yazı bir yerlerden alıntı, kimden alıntı olduğu mutlaka belirtilmeliydi. İkincisi, bu yazı tamamen milliyetçi tarih metoduyla yazılmıştır. Bu metod milliyetçiliğin bile olmadığı dönemleri de milliyetçilik gözüyle irdeler ki, bu çok yanlıştır. Doğru olan ve bilimsel olan metod materyalist tarih metodudur.