101 Yıl ve Daha Fazlası...

19. yüzyıl… Dünya tarihi açısından dönüşümlerin, değişimlerin yüzyılı olarak karşımıza çıkmaktadır. İtalya, Almanya gibi ülkelerinin birliklerini geç tamamlayan uluslar, emperyal emeller doğrultusunda sömürge arayışlarına girmişken Fransa, Britanya, Rusya gibi imparatorluklar ise Napolyon Savaşları’nın ardından uzun yıllar sürecek bir “barış” sağlamışlardır.

Memleketimiz açısından ise 19. yüzyıl ıslahatlar dönemi olarak nitelendirilebilir. Kökleri 17. yüzyıla kadar uzansa da 1789’da Sultan Selim Han (Sultan 3. Selim, 1789-1808) ile başlayan dönüşüm hareketleri askeriye başta olmak üzere pek çok farklı alanda kendisini göstermiş, yeni okullar açılmış ve idari yapıda düzenlemelere gidilmiştir ancak kalıcı bir başarı elde edilmemiş, dönüşümün yalnızca emekleme adımları atılmıştır. Islahatçı Padişah olarak anılan Sultan Mahmud Han (Sultan 2. Mahmud, 1808-1839) Devri ise daha köklü değişimlere sahne olmuştur. Modern anlamdaki ilk köyler kurulmuş, vergi alımında düzenlemelere gidilmeye çalışılmış, posta teşkilatında ıslahatlar yapılmış ve daha merkeziyetçi bir devlet teşkil edilmeye gayret edilmiştir. 1826’daki “Vaka-yı Hayriyye” olarak anılan olay neticesinde Yeniçeri Ocağı mülga edilmiş, modern bir ordu oluşturulmaya çalışılmıştır. Ardından Tanzimat, Islahat ve Adalet Fermanları ilan edilmiş, Kanun-i Esasi hazırlanmıştır. Sultan Hamid Han (Sultan 2. Abdülhamid, 1876-1908) ile birlikte modern mektepler kurulmuş, ülkenin gençleri Avrupa’ya tahsile gönderilmiş ve şark ile garp arasında dengeli bir politika izlenmeye gayret edilmiştir. 19. yüzyıldaki bu uyum süreci, 93 Harbi gibi yıkıcı savaşlara sahne olmuş olsa da 20. yüzyılın tüm dünya tarihi açısından daha kanlı bir dönem olacağı yüzyılın başından kendisini göstermiştir.

1905 senesinde yaşanan Rus-Japon Harbi dönemin sıcak olacağının ilk işaret fişeklerindendir. Memleketimiz açısından ise 1911 yılı en önemli dönüm noktalarındandır. Yazının başında ifade edildiği üzere geç dönem uluslarından İtalya, sömürge arayışlarını, salyâneli bir Osmanlı eyaleti olan Trablusgarp üzerine yöneltmiştir. Tarihte ilk savaş uçağının kullanıldığı savaşlardan birisi olma özelliğini de barındıran Trablusgarp Savaşı, Balkanlardaki isyan ve savaş hareketinin başlaması ile sonlanmış ve günümüzde dahi Yunanistan ile sorunumuz olma özelliği bulunan Ege adaları meselesinin ilk tohumlarını Uşi Antlaşması ile atmıştır. Acı tarafı, bu olay sonunda Devlet-i Aliyye artık 3 kıtaya değil, 2 kıtaya sıkışmış, Afrika’daki son toprak parçamız olan Trablusgarp 1912 itibariyle memleketimizden kopmuştur. Balkanlarda başlayan savaş sonucunda ise Avrupa’dan kopmanın eşiğine gelen ülkemiz, Edirne hududuna kadar gerilemiştir. Bu savaşların ardından ise yüzyılın ilk ve en büyük savaşı tüm coğrafya üzerinde bütün şiddetiyle başlamıştır.

1914-18 yılları arasında yaşanan Birinci Cihan Harbi yaklaşık 20 milyon insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmış ve ardında yıkılmış memleketler bırakmıştır. Savaş sonrası süreçte önce ateşkes, ardından da “sözde” barış antlaşmaları imza edilmiş, kaybeden ülkeler kazananlar arasında paylaşılmıştır. Bu sözde barışlar, ikinci bir savaşın da temellerini atmıştır. Memleketimiz açısından ise imzalanan Mondros Mütarekesi akabinde işgaller başlamış yurdun dört bir yanında isyan ve direniş bayrakları göndere çekilmiştir ancak hiçbirisi İzmir’in işgalinin yarattığı tesiri göstermemiştir. Bu hareketler meyvesini vermiş, Türk yurduna “kalmak” gayesiyle gelen Yunanlılar çok değil, 3 yıl içinde “Geldikleri gibi gitmek” durumunda kalmışlardır.  TRT’nin hazırladığı bir belgesele konuşan dönemin tanıklarından Ahmet Nazmi Akdeniz, İzmir’in işgalini şöyle anlatmaktadır:

“14 Mayıs 1919’da İstanbul’dan İzmir’e geldim. İzmir karışık bir durumda. Her taraf Yunan bayrakları ile süslenmiş. Durumu anlamak için Frenk mahallesine gittim. Rumlar sarhoş… İçmişler, bağırıyorlar, çağırıyorlar. “Zito Venizelos, Kato Türkos.” bağırıyorlar… 1.Kordon’a çıktım. 1. Kordon’da on binlerce Rum tezahürat yapıyor. İzmir Körfezi, 50-60 irili ufaklı harp gemisiyle; İngiliz, Fransız, İtalyan harp gemisiyle dolu. Herkes bir şey söylemeye başladı. Bir genç var orada, dedi: “Karşı koyalım!”, Nasıl karşı koyalım? “Basbayağı silahla karşı koyarız.” Bu kim, dedim Şevki Bey’e, Bu, gazeteci Hasan Tahsin… Heyecanla söylüyor o: “Mütemadiyen silahla müdafaa edelim.” Vasfi Bey, “Ya, ölürüz.” dedi. Hasan Tahsin ise “Sefalet içinde yaşamaktansa, ölelim daha hayırlıdır, ne var!” dedi.

İşte memleketimiz ve atalarımız bu hissiyat içinde memleketin dört bir tarafında isyan meşaleleri yakmaktaydılar. Birbirinden bağımsız ve çoğu yerel nitelik muhteva eden hareketlerin nihai bir noktaya ulaşabilmesi için düzenli ve disiplinli bir ulusa ihtiyaç vardı. İşte tam bu günlerde Bandırma vapurunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a gitmekteydi. Nutuk’un girişinde izah ettiği üzere, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkmış ve Millî Mücadele’yi geri dönüşü olmayan safhaya sokmuştur. Akabindeki süreci başka bir yazının konusu olarak saklı olarak kenara koyup günümüze dönmek isterim.

Kıymetli Kardeşlerim,

Yakup Kadri’nin ifadeleriyle “Dişiyle, tırnağıyla emperyalizme karşı savaşan bir milletin destanı” işte bu tarihsel bağlamdan doğmakta ve şekillenmektedir. Milletçe tarihimizi irdelemek, ondan ders çıkarmak her evladımızın zaruretidir. Bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun tohumları bu dönemlere tekabül etmektedir ve bu filizlenme sürmektedir, ilelebet de sürecektir. Bu nedenle de tarihimizi anlamak elzemdir. Çünkü tarihini iyi anlayamamış medeniyetler, başka milletlerin yaratacağı sahte kavgalarda boğulmaya ve bu döngüler içerisinde sürüklenmeye mahkumdurlar.

19 Mayıs günü, Millî Mücadelemizin başlangıcı, Gazi Paşa’nın Samsun’a çıkışının 101. senesi, Ramazan-ı Şerif’in içine ve hatta Kadir Gecesi’ne denk gelmektedir. Memleketin her bir evladının görevi, her karışı, bayrağımıza rengini veren atalarımızın kanlarıyla sulanmış vatan toprağına duyduğu minnetini göstermek; bilimi, fenni öğrenmek ve gelecek nesillerimize daha güzel bir Türkiye bırakmaktır. Bu vesile ile 101. Senesinde her bir kardeşimin Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor, Kadir Gecesi’ni tebrik ediyor ve nice 101 seneler Cenab-ı Hâk’tan niyaz ediyorum.

YORUM EKLE

banner130